PFAS ‘ın Özellikleri

Per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), karbon-flor bağlarının son derece güçlü olması nedeniyle kimyasal, termal ve biyolojik bozunmaya karşı oldukça dirençli, doğada uzun süre kalabilen sentetik bileşiklerdir. 1940’lı yıllarda geliştirilen PFAS’lar, 1950’lerden itibaren sanayide yaygın şekilde kullanılmaya başlanmış ve günümüzde yaklaşık 10.000 farklı bileşiği kapsar hale gelmiştir (Sunderland et al., 2019).

PFAS bileşiklerinin en önemli özelliklerinden biri, karbon-flor bağlarının çevresel koşullarda kolayca parçalanamamasıdır. Bu bağlar, organik kimyada bilinen en güçlü bağlar arasında yer alır ve PFAS’lara yüksek kimyasal kararlılık sağlar. Bu nedenle PFAS’lar, doğal süreçler (güneş ışığı, mikrobiyal bozunma vb.) ile kolaylıkla parçalanamaz ve toprak, su, hava gibi ortamlarda onlarca yıl boyunca varlıklarını sürdürebilirler. Suda çözünürlükleri yüksek olduğundan özellikle kısa zincirli PFAS’lar yeraltı sularına kolayca karışır, uzun mesafeler boyunca taşınır ve besin zincirine girerek ekosistem genelinde yayılım gösterir (Gebbink et al., 2015). Uzun zincirli PFAS’lar ise daha çok insan ve hayvan dokularında birikim yapma eğilimindedir; kan, karaciğer ve böbrek dokularında tespit edilmişlerdir (Sunderland et al., 2019). Bu biyoakümülasyon, bağışıklık sistemi bozuklukları, hormon dengesizlikleri, karaciğer hasarı, üreme bozuklukları ve bazı kanser türleri gibi sağlık riskleriyle ilişkilendirilmektedir (ECHA, 2022).

Şekil 1. PFAS içeren ürünler