Türkiye’de PFAS Durumu: Mevcut Durum, Sorunlar ve Politik Yaklaşımlar

Türkiye’de PFAS’a ilişkin düzenleyici ve bilimsel çalışmalar henüz başlangıç aşamasındadır. PFAS bileşikleri, endüstriyel faaliyetler, ithal ürünler ve atıksu yoluyla çevreye yayılmakta; ancak mevzuat özelinde PFAS’a yönelik doğrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Var olan genel mevzuatlar arasında Çevre Kanunu, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, Tehlikeli Kimyasallar Yönetmeliği ve Atıksu Arıtma Tesisleri Teknik Usuller Tebliği dolaylı düzenlemeler sağlamaktadır.

Son yıllarda bazı politika adımları atılmıştır:

  • PFAS içeren C6 yangın söndürme köpüklerinin kullanımını azaltma yönünde politikalar benimsenmiş, alternatif sistemler teşvik edilmiştir.
  • AB REACH Tüzüğü kapsamındaki PFHxA kısıtlamaları Türkiye’de de gündeme gelmiş ve sektörel uyum süreçleri başlamıştır.
  • 2026 itibarıyla gıda ile temas eden ambalajlarda PFAS kullanımı kısıtlanacaktır; Türkiye bu yöndeki AB mevzuatlarını yakından takip etmektedir.

Türkiye, Stockholm Sözleşmesi’ne taraf olarak PFOS gibi bazı PFAS bileşikleri için sınırlamalar getirmiştir. Ancak PFOA ve diğer binlerce PFAS türevi için henüz kapsamlı bir yasal altyapı oluşturulamamıştır (ECHA, 2023). AB POPs Tüzüğü’ne uyum sürecine katkı sağlamak amacıyla Avrupa Birliği Başkanlığı ile birlikte “POPs’la Kirlenmiş Alanların Tespiti ve İyileştirilmesi” projesi yürütülmekte; bu proje kapsamında pilot uygulamalar, eğitimler ve rehber dokümanlar geliştirilmektedir (AB Başkanlığı, 2022).

Akademik çalışmalar sınırlı olmakla birlikte artış göstermektedir. İstanbul, İzmir ve Kocaeli gibi sanayi bölgelerinde yapılan bazı araştırmalarda atıksu arıtma tesisi çıkışlarında ve yüzey sularında PFOS ve PFOA tespit edilmiştir (Yılmaz, Karataş & Şimşek, 2021). Ancak Türkiye genelini kapsayan sistematik bir izleme ağı hâlâ oluşturulamamıştır.

PFAS’lar yalnızca sanayi kaynaklı değil, aynı zamanda ithal tekstil, mutfak gereçleri, kozmetik ve yangın söndürme ürünleri gibi yaygın tüketim mallarından da çevreye geçmektedir. Bu ürünlerin kullanım ömrü sonrasında uygun bertaraf sistemlerinin olmaması, PFAS’ların toprak, su ve havaya geçmesine neden olmaktadır. Türkiye’de atık yönetimi mevzuatında PFAS içeren atıkların özel olarak tanımlanması, ayrı toplanması veya bertarafına yönelik hüküm bulunmamaktadır (UNEP, 2022).

Diğer yandan içme suyu standartlarında PFAS’a özel sınır değerler tanımlanmamış; sektörel bazda kimyasal envanterler oluşturulmamış; kurumlar arası iş birliği sınırlı kalmıştır. Ancak olumlu yönde gelişmeler de mevcuttur:

  • TÜBİTAK destekli projelerle PFAS analiz yöntemleri geliştirilmektedir.
  • Organize sanayi bölgelerinde izleme ve eğitim faaliyetleri yürütülmektedir.
  • Avrupa Yeşil Mutabakatı uyum süreci çerçevesinde, PFAS gibi zararlı kimyasalların kullanımını azaltmaya yönelik uzun vadeli stratejiler teşvik edilmektedir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’de PFAS yönetimi henüz gelişmekte olan bir alandır. Kimyasal yapıların karmaşıklığı, çevresel izleme eksikliği ve mevzuat boşlukları nedeniyle PFAS’lar görünmeyen ancak etkili bir çevresel tehdit oluşturmaktadır. Etkin bir yönetim için:

  • Ulusal düzeyde kimyasal envanterlerin hazırlanması,
  • PFAS’a özel su izleme sistemlerinin kurulması,
  • Halk sağlığına yönelik etki analizlerinin yapılması,
  • Mevzuatın uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesi,
  • Kamu-özel sektör ve akademi arasında sürdürülebilir, disiplinler arası iş birliklerinin geliştirilmesi kritik önemdedir.